Bu Gün 177

Dün 242

Bu Hafta 1473

Bu Ay 3528

Toplam 162418

Currently are 27 guests and no members online

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

RÜYA TABİRİ

Hamd, o Allah’a mahsustur ki, uykuyu dinlenme zamanı, insanları çeşitli, yer yüzünü onlara döşek, geceyi örtü ve gündüzü de maişet vakti yaptı.

Salât ve selâm, müjdeleyici, korkutucu, nur saçan ve Allah’ın kendisine azizlik elbisesi ve vekâr tacını giydirdiği nebisi Muhammed (S. A.V.)’e olsun.

Allah’ın rızası da, Peygamberin takva sahibi âline ve hayırlı ashabına ve onlara —kıyamete kadar— tâbi olanlara olsun.

Allah Teâlâ’nın: «Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır.» (Sûre-i Yunus, a. 64.) mealindeki âyet-i kerîmesinin tefsirinde bazı müfessirler dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya onun hakkında başka birisinin gördüğü salih rüya; âhiretteki müjdeden maksat ise Allah’ı görmektir, şeklinde izah etmişlerdir.

Peygamberimiz: «Salih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve âhiret gününe iman etmemiştir.» diye buyurmuşlardır.

Hz. Âişe de, «Resûlullalı (S.A.V.)’de vahyin başlangıcı salih rüya olup, herhangi bir rüya gördüklerinde sabah aydınlığı gibi aynen zuhur ederdi.» demişlerdir.

Yine Resulullalı (S.A.V.)’den rivayet edilir ki, Hz. Peygamber, Ebu Bekir Sıddık (R.A.) hazretlerine hitaben:

—        «Ya Ebu Bekir, öyle bir rüya gördüm ki, güya ikimiz bir merdivenden çıkıyormuşuz, ancak ben seni iki basamak geçnüşim.» şeklinde rüyasını anlattıklarında, Ebu Bekir Sıddık (R.A.) hazretleri rüyayı tâbir ederek:

—        «Ya Resulallah, Allah sizin ruhunuzu alıp rahmetine kavuşturduktan sonra ben iki buçuk sene daha yaşarım.» demiştir. Yine rivayet olunur ki, Resûlüllah (S.A.V.) Ebû Bekri Sıddık (R.A.) Hazretlerine:

—        «Ya Ebu Bekir! Rüyamda gördüm ki, siyah bir koyun bana tâbi olup benim arkam sıra ve o siyah koyuna da beyaz bir koyun tâbi olup onun arkası sıra geliyordu» dediğinde, Ebu Bekir Sıddık (R.A.) hazretleri, Resulullalı (S.A.V.)’ın rüyasını:

—        «Ya Resulallalı size ilk önce Araplar ittiba, Araba da Arap olmayanlar ittiba ederler.» şeklinde tâbir ettiler.

«Rabbin seni öylece (rüyada gördüğün gibi) beğenip seçecek ve sana rüya tâbirine ait bilgi verecek.» (Sûre-i Yusuf, a. 6.) meâlindeki âyetle, «Ya Rab, Sen bana mülk verdin ve sözlerin te’vilini öğrettin.» (Sûre-i Yusuf, a. 101.) meâlindeki âyetin ifade ettiğine göre Allah Taâlâ Yusuf (A.S.) ’a rüya ilmini ihsân etmiştir.

Rüya ilmi, âlemin başlangıcından beri devam edegelen bir ilimdir ki, Nebi ve Resuller (S.A.V) daima onu kabûl ederek onunla amel etmişlerdir. Hattâ Nebilerin rüya ile verdikleri haberler, rüyalarında Allahü Teâlâ tarafından kendilerine vahyedilen şeylerdir.

Resulullah (S.A.V.)’dan önceki ilimlerde, rüya ilminden daha şerefli bir ilim yoktur. Bazı mülhidler rüyayı iptal etmek maksadiyle diyorlar ki; uyuyanın rüyada gördüğü tabayi-i erbaa (Tabayi-i erbaa: Eskilerin insan mizacında kabul ettikleri dört haslet ki bunlardan, 1 - Sevda, 2 - Safra, 3 - Dem, 4 - Balgam’dır.)’dan kendisine galip gelen şeydir. Şöyle ki, insana sevda galip ise, rüyada: kabir, korkunç ve şiddetli ve siyah şeyler görür. Eğer safra galip ise, ateş kandil ve nebatî boyalarla boyanmış sarı şeyler görür. Eğer balgam galip ise, su, ırmak, dalga ve beyaz şeyler görür. Eğer dem galip ise, şarap, güzel kokulu otlar, tanbur, santur ve düdük gibi çalgı âletleri görür.

Mülhidlerin bu şekilde iddia edip ve anlattıkları, rüya nevilerinden biridir. Fakat rüya sadece ona münhasır değildir. Zira biz kati olarak biliyoruz ki, rüyanın nevilerinden bazısı da nefsin kendi kendine konuşmasından meydana gelir ki, bu üç nevi rüyadan en sahihi de budur. Tabiatların galebesiyle hasıl olan rüya, hayâl ve evhamdan ibaret karma karışık şeylerdir. Onlara «edgâs» denmesinin sebebi, karmakarışık olmalarından dolayı, bitki demetine benzetilmiştir. Edgâs: İnsanlar tarafından; küçük, büyük, kırmızı, yeşil, yaş ve kuru olarak yerden toplanmış ve demet edilmiş bir takım otlardır ki, Cenab-ı Hak: «Eline bir demet sap al da onunla vur. Yemininde durmasak etme (dedik)» (Sûre-i Saad, a. 44.) buyurmuştur.

Bazıları demişlerdir ki, rüya üç çeşittir.

1          — Allah tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadîs-i şerifte anlatılan sâlih rüya budur.

2          — Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.

3          — Kişinin bizzat kendisinin meydana getirdiği rüyadır. (Yani uyanıkken meşgul olduğu bir şeyi rüyasında da görmesi).

Şeytan tarafından korkutmak için meydana gelen rüya, bâtıl bir rüyadır, ona itibar edilmez. Nitekim sahih bir hadîste varid olmuştur ki, Resulullah (S.A.V.)’ın huzuruna bir adam gelip:

—        Ya Resulullah! Rüyamda gördüm ki, güya başım kesilmiş ve onun arkası sıra gidiyorum, deyince Resulullah:

—        «Uykuda şeytanın seninle oynadığını kimseye söyleme» demişlerdir.

Sırf nefsin arzusundan meydana gelen rüya şunun gibidir ki, insan kendisini rüyada sevdiği ile görür, veya bir şeyden korkar da onu görür, yahut aç olduğu için bir şeyler yediğini, ya da midesinin dolu oluşundan kustuğunu; bazan da güneş altında uyuduğundan kendisini yanmış bir ateş içinde, veya uzuvlarında olan bir ağrı sebebiyle kendisine azap edildiğini görür.

Bâtıl rüyalar yedi kısma ayrılır :

1          — Üzüntü ve istek gibi şeylerin tesiri ile kişinin meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.

2          — İhtilam olma rüyasıdır ki, onun için tâbir yoktur.

3          — Şeytan tarafından sakındırmak ve korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiç bir zararı yoktur.

4          — Cin ve ins sihirbazlarının gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi — şeytanın gösterdiği rüyada olduğu gibi— bundan da zahmet çeker.

5          — Şeytanın gösterdiği bâtıl rüyadır ki, bu rüya, rüyadan sayılmaz.

6          — Bünyenin anormal ve kederli zamanında tabiatının gösterdiği rüyalardır.

7          — Acıların meydana getirdiği rüyadır ki, rüya sahibi o anda yirmi sene önce vaki olmuş bir şeyi görür.

Rüyanın en sahihi müjdelcyici rüyadır.

Bir kimse ruhen sakin, kalben huzur ve rahat içinde, elbisesi yeni, yediği yiyecekler de istediği ve şifa verici şeylerden ise onun rüyası sahili ve bunda karmakarışıklık az olur.

Doğru olan rüya beş kısma ayrılır :

1          — Apaçık sadık rüyadır. Bu rüya nübüvvetten bir cüzdür. Niteldin Cenab-ı Hakkın: «Andolsun ki Allalı, Rasülünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etmiştir. İnşallah (hepiniz) emniyet içinde, korkusuzca mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz.» (Fetih Suresi 27. Ayet) meâlindeki âyet muktezasınca Resul-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz Hudeybiye’ye seferleri esnasında gördüler ki, ashabı (R.A.) ile beraber korkusuzca Mekke’ye girip, Beytullah’ı tavaf ederek kurbanlarını kestikten sonra bazısı başlarını tıraş ediyor ve bazıları da saçlarını kesiyorlar. Peygamberimiz rüya meleğinin tavassutu olmaksızın bizzat Allah Teâlâ tarafından müjdelendi. Bu rüyanın İbrahim (A.S.)’ın rüyasında oğlu İsmâil’i kesmesi hakkında gördüğü rüyası gibi tâbire ihtiyacı yoktur. Nitekim Cenab-ı Hak: «Oğulcağızım dedi, ben seni rüyamda boğazlıyor görüyorum.» (Sûre-i Saffat, a. 102.) meâlindeki âyetiyle hikâye buyurmuştur. Tâbircilerden bazıları dediler ki: «En büyük saadet şu kimse içindir ki, rüyayı açık bir şekilde gördü. Zira açık rüyayı gösteren ancak Allah’tır. Onda rüyayla görevli meleğin tavassutu yoktur.

2          — Salih bir rüyadır ki, Allah Taâlâ tarafından müjdedir. Onunla, rüya sahibini, yaptığı veya yapacağı bir şeyle müjdeler. Nitekim, kerih rüya, menedici rüyadır ki, Allah Taâlâ seni o korkunç rüya sebebiyle bulunduğun bir günahtan meneder.

Resûlüllah (S.A.V.) ashabına hitaben: «Sizden birinizin rüyasında gördüğü şeylerin en hayırlısı o kimsenin, Allah’ını, Peygamberini ya da müslüman ana ve babasmı görmesidir» şeklinde buyurduklarında ashab-ı kiram:

—        Ya Resûlellah, bir kimse rüyasında rabbını görür mü? dediler. Bu suallerine cevaben:

—        «Sultanı görür. Sultan da Allah Taâlâdır» buyurdular.

3          — Rüya meleğinin adı «Sıddîkûn’dur. O melek Allah Taâlâ’nın kendisine kitabın anası (temeli) olan nüshadan öğretip bildirdiklerini ve ibretli darb-ı mesellerden ona ilham ettiği şeyi sana rüyanda gösterir. Zira, eşyadan her şey için Âlem-i Misâl’de bir benzer vardır.

4          — Maksada gizlice işaret edilmiş rüyadır. Bu ruhlar âlemindedir. Bunun misali ise şöyledir: Bir adam rüyasında meleklerden birini görür. Melek o kimseye «hanımın sana, dostun olan filan kimsenin eliyle zehir içirmek istiyor» der. Bu durumda o adamın hatırına gelir ki, «o dostum hanımımla zina etmiştir.» Rüyanın bu duruma delâlet etmesi, zehirin gizliliği gibi, zinanın da gizli yapılmasına binaendir.

5          — Şu rüyadır ki, gördüğü yerin delâletiyle sahih olur. Rüyada gördüğü yer, gördüğü şeye galip gelerek şer hayır, hayır da şer olur. Nitekim mescit’de tanbur çaldığını gören kimse edepsizlikten, akıl ve şeriata uymayan her şeyden Allah’a tövbe eder. Allah’ı daima anar. Hamamda Kur’ân okuduğunu yahut oynadığını gören kimse edepsiz, akıl ve şeriata uymayan bir işde şöhret bulur ve deyyusluk yapar. Çünkü hamam avret mahallinin açıldığı yerdir. Şeytanın mescide girmediği gibi oraya da melâike girmez. Hayız ve cünüb kimsenin gördüğü rüya da sahihdir. Çünkü imansızlar ve mecûsîler gusül yapmazlar. Halbuki Hz. Yusuf (A.S.) ’ın rüyasın tâbir ettiği Mısır Kralı kâfir idi. Çocukların gördükleri rüya da sahihtir. Zira Yusuf (A.S.) yedi yaşında bir rüya gördü ve rüyası doğru çıktı. (Bu rüyayı Kur’ân bize şöyle haber veriyor: «Bir vakit Yusuf babasına, babacığım demişti, gerçek ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ay’ı gördüm. Gördüm ki ! onlar bana secde edicilerdir.» Sûre-i Yusuf, a. 4.)

Danyal (A.S.) buyuruyor ki, «Rüyayla görevli meleğin ismi «Siddikûn» dur. Onun kulağının yumuşağı ile omzu arası yediyüz senelik mesafedir. O melek insanlar için misal getirir. Onlara Levh-u mahfuzda olan ilm-i gaybdan, hayır ve şerden olagelen şeyleri Allah’ın nûru ile gösterir ve rüyayı görene bunlardan hiç bir şey şüpheli olmaz. O melek güneş gibidir. Onun nuru bir şey üzerine düştüğünde o şey o nur ile görünür. Yine o melek, Allah’ın nuru ile her şeyi sana bildirir. Hayır ve şerden gerek dünya ve gerekse âhirette sana isabet edecek şeyi öğretir. Yaptığın veya yapacağın bir hayırla seni müjdeler. İrtikâp ettiğin veya edeceğin bir günahla seni korkutur. Sana korkutucu bir rüya gösterdiği vakit, onu beklemekle fazla üzülmeyesin diye o rüya hemen meydana çıkar. Sana güzel bir rüya gösterdiği zaman, onu beklemekle mutluluk ve sevinç içinde olman için, rüyayı gördükten bir kaç gün sonra meydana çıkar.»

En doğru rüya seher vakti ve gündüzün görülen rüyadır.

Cafer-i Sadık (R.A.) buyuruyor ki, rüyanın en doğrusu «kaylule» («Öğle uykusu» mânâsına gelen bu kelime, sofi ıstılahırida: Zahiren uyku ve mânen işrak-ı tecelli ile kesretin vahdette ve vahdetin kesrette müşahedesi ve gayriyyetin ve kesretin vezali yerinde kullanılır bir tâbirdir.)’de görülen rüyadır. Müslüman rüya tâbircileri derler ki, insan rüyayı suh ile görür ve akılla anlar. Ruhun kararlaştırdığı yer, kalbin ortasında bulunan kan noktalarıdır. Akim karar ettiği yer de beynin temelidir. Ruh, nefs ile asildir. İnsan uyuduğu zaman onun ruhu güneş ve kandil gibi uzar ve o halde Allah’ın nuru ve ziyası ile rüya meleğinin gösterdiği şeyi görür. Ruhun nefis tarafma gidip ve geri dönmesi, güneşin bulutla örtülüp sonra açılması gibidir. Duyguların — uyanmakla — harekete geçmesi sırasında ruh, rüya meleğinin kendisine gösterdiği şeyi hatırlayarak hayalinde canlandırır.

Bazı tâbirciler, «ruhanî duygular, cismanî duygulardan daha şereflidir. Zira, ruhanî duygu gelecekte meydana çıkacak şeyi gösterdiği halde cismanî duygular mevcut olan şeyleri gösterir» demişlerdir.

Bilinmelidir ki, su, hava ve mekânların değişmesiyle her ülke, mevki yönünden diğer ülkenin aksinedir. Bundan dolayı gerek ehl-i İslâm ve gerekse ehl-i küfür tâbircileri her kavmin tâbirini değişik yaparlar. Şöyle ki: Bir kimse sıcak memleketlerden bir şehre kar, kırağı ve dolu yağdığım görse kıtlığa delâlet eder. Sonra aynı adam aynı şeylerin soğuk memleketlerden bir şehre yağdığım görse o şehir halkı için, bolluk ve ucuzluğa delâlet eder. Çamur ve bataklık gibi şeyleri görmek Hindistan halkı için mala, başka memleket halkı için mihnet ve belâya delâlet eder. Nitekim yellenmek (gaz çıkarmak) Hind halkı için müjde ve sevince, diğerleri için de çirkin söz işitmeye delâlet eder. Rüyada balık görmek bazı şehirde işkence ve cefaya, bazı şehirde de birden dörde kadar evlenmeye ve Yahudiler hakkında ise musibete delâlet eder.

Bilinmelidir ki, insanın gördüğü rüya sadece kendisi hakkında çıkmayıp; onun çoluk-çocuğu, akrabaları veya kardeşi, babası, adaşı, meslekdaşı ya da hemşerileri, hanımı ve kölesi gibi başkaları için de olur. Nitekim Ebu Cehil b. Hişam rüyasında İslâm Dinine girip Resûlüllah (S.A.V.)’a biat ettiğini gördü. Bu rüya Ebu Cehl’in oğlu hakkında çıktı. Yine Ümmü’l-Fazl Resûlüllah’ın huzuruna gelip:

—        Ya Resûlullah! Korkunç bir rüya gördüm; deyince, Resûlullah,

—        Gördüğün hayırdır, buyurdular.

—        Ya Resûlallah, mübârek vücudunuzdan bir parça kesilip benim kucağıma bırakılmış, şeklinde rüyasmı tamamen anlattı. Peygamber Efendimiz tebessüm ederek,

—        Ey Ümmü’l-Fazl yakında Hz. Fatıma bir çocuk doğurur da sen onu kucağına alırsın, buyurdu. Gerçekten Hz. Fatıma (R.A.) Hz. Haşan (R.A.)ı dünyaya getirdi ve Ümmü’l-Fazl Hz. Haşan (R.A.)’ı kucağına aldı.

Rüyasının doğruluğunu arzu eden kimse doğru söylesin. Yalan, gıybet ve koğuculuktan kaçınsın. Eğer rüyayı gören yalancı olmaz, başkasının yalan söylemesini çirkin görürse rüyası doğru çıkar. Fakat rüyayı yalancı olan kimse görür, başkalarının yalanım da çirkin görmezse rüyası doğru çıkmaz. Rüyasının salih olmasını isteyen kimsenin abdestli olarak uyuması müstehabdır.

İffetli olmayan kimse de rüya görür. Ancak, niyeti zayıf, günah ve masiyeti çok, yalancı ve koğucu olduğundan gördüğü rüyayı tamamiyle hatırlayamaz.

Rüya tâbircisi için lâzım olan şeyler:

Kendisine bir rüya anlatıldığı zaman, rüyayı görene:

—        «Gördüğün hayırdır. Hayra erişmeyi, şerden kaçınmayı arzu ederiz. Hayır bizim, şer de düşmanlarımız içindir. Hamd âlemlerin Rabbına mahsustur.» dedikten sonra «rüyanı anlat» der.

Tâbirci, rüya sahiplerinin ayıp ve utanacakları şeyleri insanlara söylememelidir. Sualin hepsini dinleyerek iyi ile kötü arasını iyice ayırmalıdır. Cevap vermekte acele etmemeli; rüyanın kimin için olduğunu bilmeli, rüyayı görenin cinsini ve ona lâyık olan şeyleri tefrik etmediği müddetçe de tâbir etmemelidir. Tâbirci, âlim, akıllı, zeki, müttaki, kötülüklerden sakınan, Allah'ın kitabını, Resûlûllah’ın hadîsini, Arapçayı, atasözlerini ve halkın dilinde dolaşan tâbirleri bilmelidir.

Güneşin doğup ve battığı zamanla zeval vaktinde rüyayı tâbir etmemelidir. Birisinin kasıtlı olarak ya da görmediği halde tevilini istediği rüyayı, tâbirci cevapsız bırakmamalıdır. Zira, cevabı hayır olursa tâbirciye, şer olursa kasıtlı sorana aittir. Çünkü o kimse âdi, tâbirci ise şerefli bir insandır. Nitekim Yusuf (A.S.) kıssasında olduğu gibi, onunla zindanda buluna iki delikanlı, Yusuf (AS.)7» kasıtlı olarak sordukları suallerinde birisi, «Ben rüyamda kendimi şarap (üzüm) sıkıyor gördüm.» dedi, öteki de: «Ben rüyamda kendimi başımda ekmek götürüyor, kuşlar da ondan (gagalayıp) yiyor, gördüm.» (Sûre-i Yusuf, a. 36.) dedi.

Onlara Yusuf (A.S.) dedi ki: «Biriniz efendisine şarap içirecek, diğeriniz ise asılıp tepesinden kuşlar yiyecektir. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz mesele (böylece) olup bitmiştir.» (Sûre-i Yusuf, a. 41.).

Tâbircinin kasden ters bir şekilde tâbir ettiği rüya eğer hayırsa sorana, şerse tâbirciye aittir.

Rüyayı gören, rüyasını ancak bir âlim veya bir öğüt verene anlatmalıdır. Cahil ve diişmana anlatmamalıdır. Rüya, uçan bir kuşun ayağı üzerindedir. Tâbir edilmedikçe onun için istikrar yoktur. Tâbir edildiği anda hemen yerini bulur. Hiç bir kimse bulunduğu şehir veya memleketinde bilgili bir tâbirci bulunduğu müddetçe ondan daha aşağı olan tâbirciye rüyasını anlatmamalıdır. Nitekim bir kimse memleketinde bulunan tâbircilerine söyleyip onlardan da karmakarışık ve yalan cevap aldıysa da yine rüyasını ibtal etmiyerek o rüyayı Yusuf (A.S.)’a sordu. O da rüyayı tâbir etti ve tâbir ettiği gibi de çıktı.

Tâbirci bir rüyada şüpheye düşüp onun tâbirini bilemediği zaman, rüya sahibine, cumartesi günü sabahleyin evinden çıktığında hangi şahısla karşılaşırsa o şahsın ismini sormasını şöylesin. Eğer o şahsın ismi peygamber ve salih kimselerin isimleri gibi güzel bir isim olursa onun rüyası güzeldir. Güzel olmazsa o rüya da çirkin ve yaramazdır. Rüyasını anlatan da yalandan sakınmalıdır.

Resûlûllah (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «Rüyasına yalan katarak anlatan kimseye kıyamet gününde bir arpa danesinin iki ucunu bir araya getirip düğüm vurması teklif edilir. Bir kimse gözleri üzerine yalan söylerse Cennet kokularını alamaz. İftiranın en büyüğü, adamın kendi gözlerine yaptığı iftiradır ki, ben gördüm der, halbuki bir şey görmemiştir.»

Bazıları demişlerdir ki, rüyasında yalancı olan, yalancılıkla nübüvvet iddiasındadır. Zira yukarda anlatıldığı üzere hadîste varid olmuştur ki, rüya nübüvvetten bir cüzdür. Cüz’ün iddiası, küllün iddiası gibidir. Bazı âlimler de demişlerdir ki, tâbirciye gereken, kendisine sorulan rüyayı, herkesin durumu, mertebesi, mezhebi, dini, şehri, zamanı ve senelerin mevsimlerine göre tâbir etmesidir. Tâbir, mâna ve isimlerin türetilmesiyle yapılır.

Ölü, Hakkın evindedir. Rüyada söylediği şey de haktır. Yalanın ne olduğunu bilmeyen çocuğun rüyada söylediği söz haktır. Böylece binek ve diğer hayvanların, kuşların rüyada söyledikleri sözler de haktır.

Müneccim ve kâhin gibi uyanıkken yalancı olanların sözleri rüyada da yalandır. Cansız varlıkların rüyada konuşmaları, ibret ve taaccüb edilecek şeylerdir.

Rüya, bazan da halk arasında dolaşan meşhur ve yaygın sözlerle tâbir edilir. Nitekim tâbirciler, kuyumcuyu yalancı bir adamla tâbir ederler. Zira halkın dilinde filan kimse söz döker (söz ebesidir) derler. Yine tâbirciler, rüyada ellerinde uzunluk görülen kimseyi iyi bir iş işlemesiyle tâbir ederler. Zira halk arasında: Filân kimsenin eli senin elinden uzundur, derler ve bunu o kimsenin herkese iyilikte bulunmasından kinaye ederler.

Bazı kere de tâbir, rüyanın aksiyle olur. Nitekim tâbirciler, ağlamayı, sevinç; gülmeyi keder; taun’u harp, harbi taun; seli düşman, düşmanı sel; incir yemeyi pişmanlık, pişmanlığı incir yemek; çekirgeyi asker, askeri de çekirge ile tâbir ederler.

Evlâ olan, tâbirin Kur’ân ve Hadîs ile olmasıdır. Eğer tâbirci Kur’ân ve hadîsten misal bulursa rüyayı onunla tâbir eder. Şöyle ki; bir kimse rüyasmda kendisini gemide görse, gemi; korkudan kurtulmakla tâbir olunur. Nitekim Cenab-ı Hak: «Fakat biz onu da gemi arkadaşlarım da selâmete erdirmiştik.» (Sûre-i Ankebut. a. 15.) buyurmuştur. Yine, kendisini kuyuya düşmüş gören kimse bir hileye düşer. Zira Resûlüllah (S.A. V.): «Kuyu, hederdir. (Zararı sahibi tazmin etmez)» buyurmuştur.

Tâbir bazan da şiirle yapılır. Bir kimsenin, koyun otlattığım ve kurdun koyunlara saldırarak onlardan bir kısmını parçaladığını görmesi, o bölgede maiyetine zulmeden bir padişahla tâbir edilir ve onların düşmanları tarafmdan idare edilmelerine de delâlet eder. Zira bazı şairler:

Aslan yatağında koyun otlatan Uyursa eğer, aslan olur çoban demişlerdir.

Bil ki, rüyanın aslı gördüğü şeyin cins, sınıf ve tabiatına göredir.

Cins: Ağaç, yırtıcı hayvan ve kuş gibi şeylerdir. Bunlar erkek adamla tâbir edilir.

Sınıf: Ağacın, yırtıcı hayvanın ve kuşun sınıflarını bilmendir. Eğer ağaç hurma ağacı ise, (Arapla) tâbir edilir. Zira hurma ağacı Arabistan’da biter. Eğer kuş, tavus kuşu olursa o adam Arap değildir. Kuş, devekuşu olursa o adam bedevi bir Araptır.

Tabiat ise: O ağacın mizacına bakarak, adamın tabiatına hükmedersin. Ceviz ağacı ise, o adamın alış-verişi çetin ve münazaradaki düşmanlığı ile, hurma ağacı olursa o adamın faydalı ve hayra çalışan bir kimse olmasiyle tâbir edilir. Gördüğü kuş uçuyorsa, adamın yolcu olduğunu anlarsın. Sonra da o kuşun tabiatına bakarsın: Tavus kuşu ise melik’le, karga ise, o adamın fâsık, gaddar ve yalancı bir kimse oluşuyla tâbir edersin.

Tâbirciler için bir çok tâbir yolları vardır. Tâbir, inhisar altına alınmamıştır. Ancak, tâbircinin ilmi, takvâsı ve dindarlığı ile tâbir ilmi artar.

Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder!...

 

www.casiye.de © 2019 All Rights Reserved.