Dil Ve Kültür

Doğu Türkistan Türkleri, ekseriyet itibariyle, Kaşgarlı Mahmud tarafından Divan-ı Lügat-it- 'Türkde Hâkâniye lehçesi olarak adlandırılan temiz bir Türk lehçesi ile konuşur. Eski devirlerde, yalnız konuşma dili olarak kullanılan bu lehçe, Doğu Türkistan’da kurulan Karahanhlar imparatorluğu devrinde işlene, işlene resmî ve edebî bir yazı dili haline de gelmiştir.

Doğu Türkistan’da Kaşgar, X-XIL yüzyıl geçici İslâmî Devir Türk Dili Edebiyatı ve umumiyetle Türk Kültür merkezciliğini üzerine almış, ilk Türk Lügati ve grameri  burada yazılmış, ilk edebî şiir ve nesir burada kurulmuştur. (17)

Bugün, mülî kültürümüzün kaynaklarım teşkil eden ve Türkiye maarifinde ehemmiyetli bir yer işgal eden büyük eserler, aynı zamanda Doğu Türkistan’ın kültürünü meydana getirirler. Kaşgarlı Mahmud, adı üstünde, Doğu Türkistan'ın Kaşgar; Yusuf Has Hacip, Balasagun şehirlerinde doğup büyümüş, Türk edebiyatçılarıdır.

Bu hatırlatmadan sonra ifade edelim ki; Doğu Türkistanlı bir Türk’le, Türkiyeli bir Türk’ün dili, değişik lehçe farkları bir tarafa, aynıdır ve bu iki bölgenin insanı, bir aracıya ihtiyaç olmaksızın, anlaşabilirler. Ve bu durum, düşman milletler tarafından iyi bilindiği için; hem Doğu Türkistan ve Batı Türkistan gibi Ortaasya Türklerinin dili ve hem de Türkiye Türklerinin dili; anlaşmaya imkân vermeyecek tarzda uydurukça kelimelerle bozulmaktadır. Tâ Urumçi’den Orta-Avrupa ülkelerine kadar uzanan dil, din, kültür ve hayat bütünlüğünü ve bir de bu bütünlüğün siyasî üstünlüğünü düşünün. O zaman dünya politikası hangi milletin emrinde olacak, kestirilebilir. Elbette Türk Milletinin.. İşte bu vakadan ve Türk varlığından korktukları içindir ki, beynelmilel politik güçler (siyonizm, komünizm) Türk toplum ve coğrafyasını bölük-pörçük etmişlerdir.

1960’lardan sonra dünya kamuoyunu, Kızıl Çin tehdit etmeye başlayınca; bu ülke, birçok diplomatlar tarafından tüm Asya kıtasını, dolayısıyla dünya milletlerini tehlikeye sokan bir kuvvet olarak vasıflandırılmıştı. Buna karşı Siyonist kalemler harekete geçmişler; Çin’in bir tehlike olamayacağını, böyle bir tehlike varsa, bunun Asya ve Avrupa’yı beraber tehdit eden Türklük dünyasının olacağını yazmışlardı. Bunlardan aşağıda nakledeceğimiz satırlar, hem Doğu Türkistan dilinin Türkiye ile olan irtibatını ve hem de Türklük camiası için beslenen düşünceyi aksettireceği için önemlidir.

... Bugün bile Türkçe konuşan bir insan; atla, Bulgaristan’dan Çin’deki Sinkiang (Doğu Türkistan) eyaletine gitse, yol boyunca derdini anlatabilir. Bugün bir Çin eyalet merkezi olan Urumçi halkı, Türkiye’nin Avrupa topraklarında bulunan Edirne ahalisiyle, Pekinlilerle anlayabildiğinden daha kolay anlaşabilir (18)

Bay Suîzberger’e göre, böyle bir bütünlük arzeden Türk dünyası, dünyanın istikbali için tehlikeliymiş (!) Bu satırların devamındaki cümleleri, sözümona, bu tehlikeyi anlatıyor. Üç kıtada asırlarca beynelmilel haçlı ve sion canavarlığına mâni olmak, herhalde bay yazarı ürkütmüş.

Türk Dili ve Kültürü’nün düşmanları ne kadar ürkerse ürksün, Türk dünyasmm bir bölgesinde zuhur eden bir kültür hareketi, bütün Türk ülkelerinin ortak malı olmuştur ve olmaktadır. En basitinden Anadolu Türk’ünün Nasreddin Hoca’sı; Doğu Türkistan’da Nesriddin Ependi olmuş Azerbaycan’da Molla Nasreddin adını almıştır. Bugün Anadolu’da dinlediğimiz Nasreddin Hoca hikâyelerinin çoğunu, Doğu Türkistan’da dinledik ve anlattık.

Yine bugün Andaolu’da halkın öz malı olan atasözlerinin çoğunu biz, Doğu Türkistan’da iken çocukluğumuzda öğrenmiştik:

Putunnı yotkanga karap uzat (Ayağmı yorganına göre uzat), Taşnı, mivelik yagaçka atarlar (Meyveli ağacı taşlarlar), Kaşlık kılımen depköz çıkartma (Kaş yapayım derken gözü çıkartma), Topdan ayrılgan koynı böri yer (Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar), Bir gün tuz içgen yerge kırk gün selâm (Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur).

Doğu Türkistan, Anadolu’yla işte bu kadar irtibatlıdır ve Anadolu, üç kıtadaki dağınık vaziyette bulunan Türklerin kalbidir.

Doğu Türkistan’ın kültür özelliklerinden birisi de; bugün İstanbul şivesi Türkiye Edebiyatı için neyi ifade ediyorsa. Doğu Türkistan için de Kaşgar şivesi odur. Onun için Kaşgar, Karahanlılar devrinden beri bir hayli hareketli geçmiş ve büyük simalar yetiştirmiştir. 1913 yılında Doğu Türkistan’a eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak Türkiye’den gönderilen Ahmet Kemal İlkul Kaşgar’da o zamanlarda 115 medresenin ve 114 mahallenin varlığından bahseder. Ve medreselerin her birinde 200’den fazla talebenin okuduğunu anlatır. (19)

Fakat, Kızıl Çin, Doğu Türkistan’da millî ve İslâmî kültürün yaşamasına dahi müsaade etmemektedir. Türkiye ile, diğer Türk bölgeleri ile olan dil, kültür, âdet ve örf bağlarını tamamen koparma; millî ad, millî kültür ve müşterek dil gibi özellikleri değiştirme faaliyeti içindedir. Ama, Çin’in bu zulmü ne zamana kadar devam edecektir, bilinemez. Elbet Doğu Türkistanlının feryadı, bir gün mâkes bulacak ve komünizmin sultası, dünya milletlerinin nefretiyle yıkılacaktır. İşte o an, Türk kültürünün eski haşmetine doğru yükseldiğini göreceğiz.

 

__________________

(17) Ahnıed Caferoğlu, Doğu Türkistan Türklüğü, Türk Kültürü, C III, No 30, s. 374.

(18) Sulzberger, Thja Newyork Times, 26. 11. 1965; Dış Politika: Rusya, Çin ve Türkler, (Türk Kültürü, C. IV, No. 39, Ankara, s. 229 _ 230’dan naklen)

(19) Ahmet Kemal îlkul, Doğu Türkistan’da Gördükle, rim, Türk Kültürü, C. VI, No. 71, Ankara, s. 854.

www.casiye.de © 2019 All Rights Reserved.